31.5.09

Haziran 2009 - 130. Sayı



Devrimci Karargah Örgütü üyesi olmakla suçlanan Vatan Gazetesi İnternet Yayın Müdürü Aylin Duruoğlu Dosyası

Bir Garip Tutuklanma Hikayesi

ORADAYDIM! yeniHarman, medyanın meşhur salı toplantılarına sızdı. Gürkan Haydar Kılıçarslan tebdili kıyafet Salomanje’den bildiriyor…


Kurtlar Vadisi’nde Fethullahçılar neden yok?




Harmankafası | Adnan İmamoğlu

Emre Demir
’in Nuran Yıldız ropörtajı:
“Ne medya Türkiye’yi okuyabiliyor, ne de Türkiye medyayı”

Yusuf Yavuz: AB’li ve Türk köylüler elele eylem yaptı!

Başar Başaran’dan Deniz Baykal’a açık mektup

Medyalog Gürkan Haydar Kılıçarslan: Kapitalizmin nimetleri

Başar Başaran’dan Mustafa Kemal Coşkun röportajı

"Mücadelede üçüncü bir taraf yaratabilmek gerekir"

Korkut Güle: Singapur mektupları


| ASILIŞININ 45. YILINDA FETHİ GÜRCAN VE 21 MAYIS 1963 İHTİLALİ DOSYASI - Haziran'da ölmek zor

Oktay Taftalı: Batı aydınlanmasının sonunda gölgesiyle dövüşenler

Filiz Elasu: Dünya Kadınlar Tarafından Yönetilseydi...

Eser Kaya: R.A.F: Avrupa’nın göbeğinde şehir gerillaları

Mesud Ata: Hint Okyanusu’nun kanlı incisi ve Tamil Kaplanları

Ata Erad: Polonya’da Avrupa Tiyatrosu

Bir Ezgi Aksoy Röportajı: Meksika’nın ‘Leman’’ı El Chamuco'nun çizeri Juan Manuel Ramírez de Arellano namı diğer "Juanele"

12.5.09

Ergenekon Deneme Sınavı

BEN ERGENEKONU ÇOK İYİ ÖĞRENDİM Mİ DİYORSUNUZ?

TARAFIMI SEÇTİM Mİ DİYORSUNUZ?
DENEME SINAVIMIZ İLE BÜTÜN BİLGİLERİNİZİ SINAYIN
HARMAN SEÇME VE YERLEŞTİRME KURUMU SUNAR


Yaşları yetmiş, seksen ve doksan olan üç darbeciden en genci ilk prostat ameliyatından önce darbe yapmak için heveslendiğine göre bu günden itibaren darbeye kaç gün vardır?

a) 2 gün
b) 4 gün
c) Bir ay
d) Çok geç

İki muvazzaf subay bir sulu tarlayı on bir günde kazabilmektedir. Aynı tarlayı bir muvazzaf operatör normal bir kepçe ile gece vakti 20 dakika da kazabilmektedir. O vakit saklanılan lav silahının patlamadan bulunması ihtimali nedir?

a) Çok büyük olasılık
b) Kesin kez
c) Patlar
d) Lav silahı ürkütücü bir örnek bence

7. dalga da 3 gün şubeye alınan bir akademisyenin bundan sonra alınacağı dalga sizce kaçtır? ( hesap makinesi kullanmadan bir çırpıda)

a) 21. Dalga
b) 10. Dalga
c) Dalgasız arada tek başına da alınabilir
d) Alınmaz

‘Dinlenen bir telefonun ‘Ölümüne Mesajcell ‘abonesi olduğu anlaşılmıştır. Örgüt üyesinin bu hesaplı servisi kullanmayarak hem de ‘Kamucell’ üyesi bir arkadaşını öylesine araması ile ortaya çıkan kontör harcamasını örgütün üyelerinin savruk ve müsrif olmasına veririm’ diyen bir polis yetkilisi bu cümle de ne hatası yapmıştır?

a) Kontör hatası
b) Şebeke hatası
c) Arama hatası
d) Hatasızdır

Bir vakfa ait bir arazinin iç açıları toplamı yüz seksen derecedir. Gözlerimizi kapatalım bu arazinin üçgen olduğunu düşünelim. Cephaneleri gömmek için en doğru yerin koordinatlarını bulunuz?

a) Çınar’ın dibi
b) Hemen girişte sola
c) Çıkışa yakın
d) Derine gömebiliriz

Bir Kızılderili baltayı toprağa barış için gömdüğüne emniyette kimseyi inandıramamaktadır. Gömdüğü arsa Dalan’ın olduğuna ve Kızılderili de Yeditepe’de etnik kutnik bir ders verdiğine göre bu şef bile olmayan sıradan Kızılderili ancak kaçıncı iddianameye girebilir?

a) 4
b) 6
c) 8
d) 10

"Sen Silahları gömende
Yaş yetmişe gelende
AKP kendiliğinden gidende
Bu denediğin uğur mu ola?"
diye başlayan Türkü’nün yöresi neresidir?
a)Gayrettepe nezarethane
b)Ankara) İstanbul uçağı
c)Silivri
d)Anonim

‘Ben Tuncay Güney ‘e karşıyım, abicim’ diyen arkadaşını ‘Antisemitik’ olmakla suçlayan Köksal Bey haklı mıdır? ‘Haklıdır ancak bir yere kadar’ diyorsanız 3223 e mesaj atın. Kontörü olmayanlar çaldırıp kapatabilir.

a) Haklıdır derim
b) Haksızdır derim
c) Antisemitik başka Siyonist başka
d) Sinyor Bartu hala saygı görür.

Aşağıdakilerden hangi ikili her ama her konuda aynı fikirde değildir?

a) Çengiz Çandar - Nazlı Ilıcak
b) Mehmet Altan - Eser Karakaş
c) Ali Bayramoğlu - Fehmi Koru
d) Hıncal Uluç -Ertekin Dinçay

Encümen-i daniş adlı toplulukta bulunan yedi üyeden ikisi keldir. Geriye kalan beş samur saçlı üyenin yaşlarının toplamı ise 1782’dir. Buna göre bu grubun bir öğlen balıkçıda yapmış olduğu toplantıyı rastgele basacak bir polisin ilk tutuklayacağı üyenin hem genç hem de kel olma olasılığı nedir?

a) Yüzde beş
b) Yüzde bin beş yüz.
c) Her türlü alır.
d) İddia etmiyorum ama bence büyük

Bir savcı bir iddianameyi on sekiz ayda yazmakta ancak bitirememektedir. Bir türlü bitiresi gelmez. Telefonlar, ortam dinlemeleri, şunlar, bunlar derken günler günleri kovalamıştır. Birazını okusun diye verdiği başka bir savcı da nerede kaldığını unutmuş dört aydır bulamamaktadır. Hapiste ‘Bu iddianame bitse de ne ile suçlanıyorum ah bir öğrensem‘ diye gayri ihtiyarı düşünen bir zanlının gözünden hukukta bu duruma ne ad verilir?

a) Davasız infaz
b) Ceza diye yalvartmak
c) Geç gelen adalet
d) Hepsi

( V.Ö'ye hürmetle)

9.5.09

Özgür Yıldız'dan 1 Mayıs




LeMan'dan Özgür Yıldız'ın
yeniHarman için hazırladığı 1 Mayıs çalışması








8.5.09

Mayıs 2009 - 129. Sayı

Gaz bombalı, bol dumanlı yeniHarman

Mesud Ata
“Polisin şefkatli elleri”

Hasan Basri Karabey
“1 Mayıs 2009’dan kalanlar”

Gürkan Haydar Kılıçarslan
“Medyanın yandaşlık analizi”

Prof. Dr. Yalçın Küçük
“İlker Paşa’nın kaynakları”

Başar Başaran
“Metrobüsler metrosüs oldu”

Özgür Atak
“Utanç duvarları”

Yusuf Yavuz Özer
“Suzanne Swan ile söyleşi: Her şeyimi çöpe atıp gidiyorum.”


Başar Başaran
“Hangi Taraf”

Dr. Hakan Erdoğan
“Kriz ve dışkı”

Ezgi Aksoy
“San Pedro hapishanesi”

Eser Kaya
“Watchmen”

Oktay Taftalı
“Tanrısız zamanların acımasız ruhu”

Laz Marks ( Röportaj )

‘Karadeniz sadece itun, kopuğun memleketu değuldur’

Yılmaz Okumuş’un Laz Kapital isimli kitabından yola çıkılarak sahneye uyarlanan Laz Marks top koşturmaya devam ediyor. Biz de durmadık ve Muammer Karaca Tiyatrosu’ndaki bir oyununa gittik, izledik ve sonra kulise yöneldik. Can Şenliği oyuncuları ve LeMan ortaklığında sahneye konulan Laz Marks ile yeniHarman için bir söyleşi yaptık. İzleyenleri tiyatro salonunda hem kahkahalara boğan, hem de derin düşüncelere gark eden bu oyunun sırrını ve Karadenizli Marks’ı konuştuk. Buyrun…

-Ali Ersin Kelleci

Nereden çıktı bu Laz Marks?
Leman Kültür’de Tuncay Akgün ile bir muhabbet sirasunda bu iş yapılmalu deduk ve daha sonra yazar Yılmaz Okumuş ile temasa geçtuk onu da ikna ettuk ve yola çuktuk.

Sahneye uyarlama fikri kimden geldi?
Ben dedum ki, bu iş sahnede cüzel olur; onlar da haklusun dedular. Yapalum hep beraber deduk.
Hazırlık dönemi ne kadar sürdü?
Hemen hemen üç ay sürmüştür da.

Neler yaşadınız bu dönemde?
Yorucu ama sıkucu değüldi. Çok dayanuşmalu bi süreç oldi. Kostümü bir Ermeni Usta yaptu, desen dekor derken birde baktuk ki sahnedeyuz.

İlk olarak LeMan Kültür’deki basın galasıyla başladınız değil mi?
Evet uşağum orada başladuk ve her yere gideceğuk.

Muammer Karaca Tiyatrosu’ndaki oyunlara ilgi nasıldı?
Aslunda çok iyi olduğu söylenemez; çunkü uşaklarun bacularun kafalaru karuşuktur. Tv maymunu olmayanlara karşu pek ilcu ve alaka cöstermekte zorluk çekeyular, bileyruk. Ama yineda Laz Marks Emiceyi yalnuz burakmayanlar vardur. Bu ilci ve alaka giderek büyüyecektur.
Peki basının bir ilgisi var mı?
Cerektiği kadar vardur ancak Laz Marks’ı hazmetmek kolay değuldur. Burjuvazunin borazanları üc maymunu oynamaya devam etmaktadurlar.

Laz Marks’ı sahneye koymaya başladıktan sonra ilginç şeyler yaşadığınız oldu mu?
Oldi oldi ama daha sonra anlatsam olmaz mu?

Olur tabii ki.
Sağolasın uşağum.

Oyunu izlemeye gelenler veya size bir şekilde ulaşanlar hep solcu mudur; yoksa içlerinde sağcılar da var mı?
Bunu bilemeyruk ama keşke bütün uşaklar ve bacular gelse de hasbihal eylesak. Laz Marks Emice’nin hikayelerine herkeslarun ihtiyacu vardur.

Karadenizliler oyundan haberdar mı peki?
Öyle zannedeyruk ama garantu değuldir, çünkü daha celmedular bizde oralara citmeduk.

Neden ‘Laz Marks’ ? Marks, Karadeniz’de midir?
Ha bu bizum topraklardan da bir şeyler olsun deduk ve Karadeniz sadece itun, kopuğun memleketu değuldur. Demokratlarun, kardeşleşmecu olanlarun, ortaklaşmacularun da yaşaduğu bir yerdur deduk. Kazum Koyuncularun, Cihan Alptekinlerun diyarudur diye Laz Marks emice hikayelerunu anlatuyor, anlatmaya da devam edacektur.

Son yıllarda Karadeniz hep faşist saldırılarla anılır oldu. Laz Marks bu konu için ne diyor?
Biraz önce de söyleduğum cibi, bu oyunu bozmak içun bu oyunu oynayuruk. Karadeniz, Anadolunun en mozaik yerudur. Rengiahenk içunda insanlar yaşamuştur orada ve yaşamaya da devam edeceklardur da…

Laz Marks’ı beyaz perdeye uyarlama projeniz var mı?
Olabilur da, neden olmasun değil mu?

Son cümlelerinizi alalım.
"Bu maçi alacağuk, başka yoli yok uşağum ve unutmayun ki; İşçi sinifi tarihun itici gücidur ve tarihun akişini değişturecek siniftur dedum diye 'Halkun öteki kesumi yatup, ense yapacak' demedum. Köylü, memur, genç, öğrenci, sanatkar, kuçuk esnaf... Hayde herkes tribündeki yerini alsun..."

3.5.09

Efsane Kapaklar

yeniHarman pek çok kez yaygın medyanın referans gösterdiği haberlerin ve dosyaların kaynağı oldu. Gazeteci ordularıyla çalışan medya gruplarının başaramadıkların mütevazi çabalarla ayakta duran bu dergi başardı. Tüm bunları reklam ve patron desteği olmadan yaptı. İlk sayısı Kasım 2002'de çıkan yeniHarman bir süre önce 6 yaşına bastı ve Türkiye'de dergicik tarihinde muhteşem izler bıraktı. yeniHarman cürretkar dosyalarıyla ve kapaklarıyla tarih yazmaya devam ediyor.

İşte yeniHarman'ın efsane kapaklarından bir kısmı:





Erdoğan'dan yeni davalar bekliyorum!

O, birçok insana göre Türkiye'de gerçek anlamda muhalefet yapan tek unsurun, Leman'ın başındaki isim. "Başındaki isim" diyoruz çünkü çizgileriyle sürekli eleştirdiği liberal dünyaya ait olan "patron" mefhumuyla tanımlanamayacak bir yapıya sahip.
Akgün'le, Leman'cıların buluşma noktası olan Leman Kültür'de bir araya geldik ve sorduk; nedir bu Leman fenomeni? Başbakan Erdoğan ile alıp veremedikleri ne?
İşte bazılarını güldüren, bazılarının da sinirlerini bozan karikatürleri yaratan Leman efsanesinin baş mimarının açıklamaları...

Enver Doğan / Babialihaber.com

Merak ettiğim bir şey var. Başbakan'ın mizah dergilerine sürekli tepki gösterdiği, mahkemeye verdiği biliniyor. Size kaç dava açtı bugüne kadar?

Sanırım 2-3 dava açtı. Yani sayıca o kadar büyük sayılmaz, gürültüsü çok oldu. Yeterli ama...

Bunlardan birinden mahkum oldunuz galiba.

Evet bir tanesinden mahkum olduk, biri bizim lehimize sonuçlandı, Kene karikatürü. Diğer karikatürcülere açtığı davalara da baktığınızda (Musa Kart'a -Cumhuriyet'ten-, bizim çizerimiz Sefer Selvi'ye -Evrensel gazetesinde çizdiği bir karikatürden dolayı Emine Hanım bir dava açmıştı-) Başbakan'ın bir toleranssızlığından söz edilebilir. Bu Amerika'daki İnsan Hakları Raporu'na bile girdi, iki defa.


ERDOĞAN HOŞGÖRÜSÜZLÜK KONUSUNDA SAĞCI İKTİDARLARIN SÜRDÜRÜCÜSÜ
Evet bu davalara gelen tepkiler ülke sınırlarını aştı... Tayyip Erdoğan, Özal'la karşılaştırılıyor ya, "o karikatürcülere hiç dava açmazdı, çok hoşgörülüydü" denilerek. Bu çok büyük bir palavra. Demirel'i çıkartırsak, sağcı liderlerin genel bir hoşgörüsüzlüğü var bize. Mizahçılara dava açmak Türkiye'nin bir rutini. Erdoğan da bunun bir parçası. Bunu yeniHarman'da da yazdım. Yakınlarda Ertuğrul Özkök, Serdar Turgut bunun üzerine yazdı. Sonrasında Mehmet Yılmaz yine bu konuya değindi.

25 yılı aşkın bir süredir karikatür çiziyorsunuz öyle değil mi?

30 yıl diyebiliriz. Yani 12 Eylül döneminden de öncesine dayanıyor karikatüristliğiniz. Peki bu 30 yılda yaşadıklarınızı göz önüne getirirseniz, mizaha karşı en hoşgörüsüz lider olarak kimi gösterebilirsiniz? Ben bunu bir bütün olarak görüyorum. Bizden önce de, II. Meşrutiyet'ten beri, Aziz Nesin'lere, Makro Paşa'lara kadar, Menderes dönemlerinde de böyleydi. Bu baskı sağcı iktidarların tipik bir özelliğidir. Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan da bunun sürdürücüsüdür. Özal döneminde de bir arkadaşımız karikatür yüzünden hapiste yattı. Ben yüzlerce davadan dolayı yargılandım. Aklınıza gelebilecek tüm maddelerden yargılandık, 129, 175. Bu davalar zannedildiği gibi, onların en çok incindiği karikatürlerden dolayı açılmıyor. Siz muhalefeti yükselttikçe, onların sinirleri bir süre sonra dayanamaz hale geliyor ve bir tanesinde patlıyor. Ben bundan sonra da Başbakan'dan dava bekliyorum...

Bundan sonra da bekliyorsunuz...

Evet yine bekliyorum. Mesela "Özal çok hoşgörülüydü. Gırgır'a geldi. "Oğuz ağabeyin (Aral) odasından karikatürleri aldı, çerçeveletip Köşk'e astı" falan deniyor ama ne oldu; biz Limon dergisini çıkartmaya başladık, daha ilk sayılardan itibaren davalar açmaya başladı. Hiçte hoşgörülü değildi. Tayyip Erdoğan için yaptığımız karikatürlerin benzerlerine, hatta ondan daha basitlerine davalar açtı.

AYDIN DOĞAN GİBİ, BAŞBAKAN'A MEKTUPLAR YAZAN SEDAT SİMAVİ ÇEKİP GİTMEK ZORUNDA KALMIŞTI

Tarih tekerrür ediyor yani... Gerçekten tarih benzer şekilde işliyor. Tek parti iktidarları birbirine benzer. Eskiden de Simavi, Aydın Doğan gibi, mektuplar yazıyordu Başbakan'a. Adam bırakıp gitmek zorunda kaldı sonunda. Bu, darbeler gibi, Türkiye'nin rutini. Bugünlerde fark şu; geçmişteki aydın direnci bugün kırılmış durumda.
ABD'deki Obama karikatürü de kriz yarattı. O çok yanlış değerlendirildi. O karikatürde Obama maymun olarak çizildiği için değil, ırkçılığa karşı bir reaksiyon oluşmuştu. Ben de onun gibi ırkçı bir karikatür yapsaydım, çıkıp özür dilerdim.

ENGİN ARDIÇ, ZAMANINDA ONA HASAR VERDİĞİMİZ İÇİN BİZE SALDIRDI

Nihat Genç'in Akşam'dan ayrılması bayağı gürültülü oldu. Engin Ardıç'ın size yüklenmesi sonucu gelişti olay, malum... Biz çok fazla insana hasar vermişiz. Engin Ardıç iyi, değerli bir yazardı. Bizi anlayabilecek inceliğe sahip biriydi. Onunla yan yana olduğumuz bir dönem de vardı. Bu sevgisini, hayranlığını da hep belirtti. Ama sonra her şey çok farklı oldu. Biz onu daha sonra çok sert eleştirdik. Sanıyorum, bundan dolayı çok büyük bir kırgınlık yaşadı. Kendine ayrı bir yol çizdi. Bugün baktığımızda, bu yeni çizgisinin çok dramatik olduğunu görüyoruz. O dönemki tepkisini de daha çok buna bağlıyorum.

Tirajınızın tavan yaptığı 90'lı yıllarda merkez medyada pek yer bulamıyordunuz. Şimdiyse, bırakın merkez medyayı, Michael Rubin bile Washington Post'ta size destek verebiliyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Bu bir süreç. Leman o yıllarda müthiş bir rüzgar yaratmıştı. Kitleselleşmiş, radikal muhalefet yapan bir yayın organıydı. Bu, bir miktar dünya tarafından görülen ama içeride çok büyük sansüre uğrayan bir şeydi. O yıllarda Türk medyasından en küçük bir destek verilmedi bize. Haber bile olamadık! Şimdiki süreç daha farklı işliyor. Demokratikleşme iddiaları var, Avrupa Birliği'ne girme niyetleri var, iletişim çok fazla gelişti. Bunların da etkisiyle daha fazla görülür, konuşulur olmaya başladık.

ERGENEKON KONUSUNDA GAK GUK EDENLER SUSURLUK SÜRECİNDE, BANKALARIN HORTUMLANDIĞI DÖNEMDE NEDEN SESİNİ ÇIKARMIYORDU?

Ergenekon'a yeterince eleştiri getirmemekle eleştirildiniz. Bu eleştiriyi getirenlerin Leman'ı doğru dürüst okuduklarını düşünmüyorum. 80'lerin ortalarından beri yargısız infazlara, işkencelere karşı çıkıp yazı dizileri yaptık biz. Güneydoğu sorununa bakış açımız biliniyor. Susurluk sürecinde yaptıklarımız ortada. O dönemde, bugün medyada gak guk edenlerin hiçbiri sesini çıkarmıyordu. Bankalar hortumlanırken, siyasi cinayetler işlenirken ‘bir dakika karanlık' eylemini başlatmıştık biz Leman Kültür'de. Şarteli Can Yücel indirmişti! O gün herkes buradaydı. Orhan Pamuk, Nihat Genç, Tomris Özden, Ergin Cinmen...
Son dönemlere gelirsek... ‘Kızıl Elma' meselesi ortaya çıktığında bizim yaptığımız çok çarpıcı bir kapak vardı. ‘Nedir bu?' diye sormuştuk. Yine, Gül'ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde bir kapak yaptık. İnanılmaz tehdit aldık bunun üzerine. Ondan 2-3 hafta sonra türbanlı bir kızı Adana'da postaladılar diye kapak yaptık (Tevhide olayı kastediliyor). Yani biz her zaman mazlumun yanındayız!

Şu anki süreç daha farklı mı diyorsunuz?

Evet. Ergenekon sürecinde Türkiye'nin siyasi yönelimlerinde bir daralma var. Ve bu daralma çerçevesinde Türkiye'yi belli uçlar içinde tanımlamaya çalışıyorlar. Bu her zaman böyle oldu, "Laik-Şeriatçı", "Alevi-Sünni", "Türk-Kürt", "Liberal-Ulusalcı" gibi. Biz bu parametreler içinde bir şeyler söylemek zorunda değiliz. Kafadan reddediyoruz bunları. Arşive baktığınızda Ergenekon süreciyle ilgili de karikatürler bulursunuz. Ama onların istediği gibi değil. Bir tarafta liberal diye anılan, ucu Amerika'ya uzanan bir hat var. Diğer tarafta içinde faşizan, çok korkunç unsurları da içinde bulunduran bir hat var. Ama Türkiye bundan ibaret değil.
"Tek yaptıkları iktidarı eleştirmek" deniyor. Onların tabiriyle, türbanlı bir kız gördüğünüzde, "salyalar saçarak" kapak yaptığınız söyleniyor... Biz bu toprakların kültürüyle, tasavvufuyla ilgili o kadar çok şey yaptık ki. Şimdi bunlar trend oldu ama biz 10-15 yıl önce yapmıştık! AKP eleştirisi, Cumhurbaşkanı eleştirisi yapacağım tabii ki. Ama 28 Şubat dönemiyle ilgili de onlarca espri yaptık. Bundan dolayı bir yığın cezalar aldık, mahkemelere gittik.

BİZE KARŞI SİSTEMLİ BİR SALDIRI VAR

Aynı eleştirilerin sahipleri, Leman'ın içi boşaltılmış bir mizah dergisi olduğunu söylüyor. Kendinizi solcu gösterip onun rantını yediğiniz ve hatta 100-150 milyon gibi büyük paralar ile oynadığınız ifade ediliyor... Bu dedikodular bizim pik yaptığımız noktada ortaya çıktı. "helikopterleri, limuzinleri var" diyenler de oldu. Ben önceleri bu söylentilerin kaynağını başka şekilde açıklamaya çalışıyordum ama artık bunların sistematik yapıldığını düşünmeye başladım. Bizim gerçeğimizle uzaktan yakından alakası olmayan bir şey bu. Sonra da "batıyor" söylentileri çıktı bizim hakkımızda. Şu anda bunlar söylense çok şaşkınlıkla karşılanmayacak belki ama her şey normal seyrinde giderken olması bunun bir manipülasyon olduğunu gösteriyor. 100 binler sattığımız, entelektüel açıdan bir moral alan yaratığımız dönemde de böyle şeyler olmuştu. Böyle haset ilişkisi gibi bir şey ortaya çıkmıştı. O dönemde Leman gibi adaların sayısı çoğaltılabilseydi Türkiye'de her şey çok farklı olabilirdi. Sol hareket için de böyle. Gazete çıkarsalardı, radyo kurabilselerdi, yani insanları içine alabilecek şeyler yapabilselerdi, şu an durum çok farklı olurdu.
"Helikopterleri, limuzinleri var" dedikodularını duymamıştım... Ben çok duydum. Hatta Spiegel'den röportaj yapmaya gelenler bile söyledi.

Soralım o zaman. Arabanız var mı?

Arabam yok. 99 model bir arabam vardı ama sattım.
Markası neydi? Opel'di, aile arabası.
"Bize karşı sistemli bir saldırı var" dediniz. Kimi, kimleri kastediyorsunuz? Bizim çok sivrildiğimizi düşünen bir takım unsurların, itibarımızı lekelemeye çalıştıklarını, bir ölçüde de başarılı olduklarını söyleyebiliriz.
Kim onlar? Neyse işte...

MEDYADA BENZER ŞEYLERİ SÖYLEYEN YÜZLERCE İNSAN VAR!

Tüm bu çeşitliliğe rağmen bir tek seslilik olduğunu düşünüyor musunuz medyada? Evet. Gazeteleri, televizyonları, internet siteleri var ama buradaki alan aynı zamanda çok dar, benzer şeyleri, benzer cümlelerle dile getiren yüzlerce insan var. "Kültürel çöl" dediğim şey bu. Ufku açan değil, tam tersine daraltan bir yapı var. Farklı olanın da hiçbir şekilde kafasını çıkarmasına izin vermeyen bir sistem bu. "Vasat" bile diyemiyorum, onun da altında bir sistem.
Bu noktaya nasıl gelindi sizce? Biz bir dönem şimdiki köşe yazarlarıyla, gazetecilerle yan yana çalışıyorduk. Sonra holdingleşme oldu. Banka sahiplerinin, başka alanlarda faaliyet gösteren insanların bu alanı da kapatmasıyla böyle bir tablo ortaya çıktı. Buna karşı "anti-medya" diye bir şey yaptık Leman'ın içinde. Çok da başarılı oldu. Anadolu'daki birçok insan Türkiye'de olup bitenleri sadece Leman'da okudu.

ERKEKLERİ MAFYA BABASI, KIZLARI DA OROSPU OLMAYA ÖZENDİRİYORLAR

Ya şu an?
Türkiye'de 3-5 milyon insan için yapılıyor her şey. Çok tehlikeli, hiçbir derinlik oluşturmayan bir hat. Medya da böyle oluşturuldu. Şimdi her gazetenin 500 milyona yemek yediği yeri yazmak için istihdam ettiği adamları var. Ama Türkiye'de çok büyük bir ezilen sınıf da var. Bunları gören yok. İnsanların değerler sistemini altüst ettiler. Erkeklerin mafya babası,.genç kızların da orospu olabileceği şeklinde bir ufuk yarattılar. Bu korkunç bir şey.
Böyle söylüyorsunuz ama herhalde Türkiye tarihinde olmadığı kadar bir mizah dergisi çeşitliliği var. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Öyle düşünmeyin. Şu anki çeşitliliği Gırgır'la (80'lerin Gırgır'ı kastediliyor), Limon-Leman'la kıyaslayamazsınız.

GIRGIR'I CİDDİYE ALMIYORUM

Söz açılmışken. Eski arkadaşlarınızın yaptığı işleri nasıl buluyorsunuz?


Bir tek Penguen var. Onlara dair çok fazla şey söylemeyeyim ama daha zamanları var...

Gırgır?
Gırgır'ı ciddiye almıyorum...

2.5.09

yeniHarman Seçim Özel Sayısı


TKP'den BBP'ye bomba isimlerle röportajlar ve seçim analizleriyle, dolu dolu bir sayı...


Röportajlar:


-Güngör Uras: “Bankalardaki parayı seçim yüzünden devlet alınca şirketlere kalmadı”


-Ertuğrul Kürkçü : “Biz devlet adamı değiliz halkız. Hayat bizim için eskisi kadar kötü olmaya devam ediyor”


-Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu : “Saadet Partisi kendi sosyolojik tabanını değiştiriyor”


-Yalçın Küçük : “Celvetiyye-Hüdayi-Taciddin ve Yazıcıoğlu cenazesi”


-TKP Genel Başkanı Erkan Baş : “Tayyip Erdoğan için padişah pankartı açıldığı gün üzüntümden uyuyamadım”


-Alev Alatlı : “AKP’den alâ halkçı var mı, milliyetçi var mı hatta devrimci var mı?”


-Ahmet Tulgar: “DTP daha da güçlenecek MHP de...”
[ Röportajlar: Başar Başaran ]


-Mihri Belli: “Sosyalistler DTP ile ittifak yapmalı ama renklerini ve artılarını da getirebilmeli”
[ Röportaj: Semih Karayel ]


-BBP’li tek Belediye Başkanı Doğan Ürgüp: “Sivaslılar Muhsin Yazıcıoğlu’na vefasını gösterdi”
[ Röportaj: Mesud Ata ]


Seçim Analizleri:


-“Hayatımın en mutlu anlarını yaşıyorum” [ Nihat Genç ]


-‘‘Yerel seçim tablosu Cumhuriyet’in ‘Fetret Devri’” [ Oktay Taftali ]


-‘‘Bu ülkede seçimler neden yapılır? Partiler niye var?” [ Başar Başaran ]


-“Türkiye yeni bir ‘Baba’ya hazır değil” [ Psikiyatrist Dr. Cemal Dindar ]


-“Al sana demokrasi!” [ Sosyalist Parti Genel Başkanı Sevim Belli ]


-“Rol model güzeli manken Türkiye’nin 2009 rantiye seçimleri”
[Gürkan Haydar Kılıçarslan ]


-“Yerel Seçim’in iktisadi değerlendirmesi”
[Birgün gazetesi ekonomi yazarı Bilgehan Baykal]


-“Saadet Partisi’nin doğal ittifakı sosyalistler olabilir” [ Besim Altunöz ]

Nisan 2009 - 128. Sayı

Yazarımız Tanla Sılay, Tuncay Güney'i Kanada'da buldu ve konuşturdu.

Başar Başaran, IBM Türk'ün efsane yöneticisi Can Özler ile IBM Türk Skandalını konuştu.

Ezgi Aksoy'dan "LatinAmerika.Birleşik.Devletleri"

Noam Chomsky'den yeniHarman'a mektup.

Mesud Ata'dan "Dünya Su Forumu: Suya bulaşan kan ve irin"

Oktay Taftalı'dan "İdam, Emanet, Çuval"

Celal Beşiktepe'den "Krizin kentlerinden 29 Mart'ı okumak"

Gürkan Haydar Kılıçarslan: "Oy Recebim oy!"

Dr. Hakan Erdoğan: "Evrim (Çok değil, Biraz daha)"

Filiz Elasu: "Kimliğiniz? Osmanlı Cumhuriyeti Vatandaşı.Dininiz? Tüketici"


Tuncay Guney röportajından:

Türkiye medyasında o kadar göz önündesiniz ki ve aynı zamanda o kadar uzak insanlar sizi limuzinlerden inmeden korumalarla gezen, elinde martini bardağıyla hayal eder oldular. Kanada’da yaşantınız hakikaten böyle sefahat içinde mi geçiyor?



Aslında söylemiş oldukları yarı doğru yarı yanlış, böyle bir koruma ordum yok, ben bir mafya babası değilim neticede. Sadece dini inançları ve davası için çalışmalar yapan bir insanım. Kendi derneğimize ait olan arabalar var tabi ki, ve sadece bir ya da iki kişi benimle birlikte geziyor, zaten genellikle bu insanlarla beraber çalışıyoruz. Bir yere gitmek istediğimizde sabah evimden alıyorlar çalışmalarımızı yapıyoruz ve akşam tekrar herkes evine geri donuyor.Yani böyle limuzinler ve koruma ordusu gibi bir şeyin durumu söz konusu değil; ama devletlerarası bir koruma statüsü olduğunu biliyoruz. Bu devletlerarası bir statüdür ve nasıl bir güvenlik kontrolü yaptıklarını tahmin edebiliyoruz. Ancak 24 saat 48 saat bilfiil yanımda polisler bulunmuyor. Türk insanin yaptığı kotu propagandalar gibi bir koruma ordum yok, bundan önce de hayatim böyleydi. Ergenekon'la başlamadı, bizim hayatimiz, burada olduğu gibi devam ediyor.


‘TÜRKİYE’YE YENİ BİR BANKACILIK SİSTEMİ GETİREBİLİRİM’


Peki kendinizi -diyelim ki önümüzdeki beş sene içerisinde- hala Kanada’da Rabay olarak mi görüyorsunuz?


Hayır, ama tabii ki imani meselelerde herkesin din özgürlüğü vardır. Dini inançlarım da benim kalbimde yaşatacağım şeylerdir. Su anda Finans dersleri alıyorum. Ernst Cassirer’in Devlet Efsanesi adli kitabini ve Seyyid Kutup’un İslami Etütler kitabini okuyorum. İslami ve devlet yapılarını çözmem gerekiyor. Biliyorsunuz ki ekonomik kriz dört yıl dünyada devam edecek. Ekonomik krizin siyasi perde arkası var. Herkes büyülü bir cümle bulmuş ‘Kriz var’ diyor. Peki, dünyaya sunulan bu krizin perde arkası ve siyasi çatışmaları açıklayan yok. Büyülü söz yetiyor "ekonomik kriz". Hz Yusuf da Firavun’un ekonomi bakanıydı. Ekonomi çok önemli. Gelecekteki mesleğim bankacılık ve finans üzerine olacak. Din gömleği bana dar geliyor. Egolarımı tatmin etmiyor. Daha büyük olmak hayalim. Hayatim boyunca mücadeleci oldum. Bunu da başaracağım. Bir sistemin kurucusu olacağıma inanıyorum.



Tam olarak ne üzerine çalıştığınızı biraz daha açabilir misiniz?

Orta Doğu ülkeleri dışında Latin Amerika ve Afrika üzerine de çalışmalar yapıyorum. Bankacılık projem var belki gelecekte bir banka kurabilirim. O ülkelerin siyasi yapılarına bakıyorum. Finans çalışırken, Türkiye’deki banka hortumlamalarına bakınca gördüm ki Türkiye’deki bankacılar çok amelece hiç bir araştırma yapmadan kendi bankalarını hortumlamışlar. Bugünkü ekonomik krizde deniyor ki bütün holdingler, bankalar Amerika’da iflas etmişler. Ama hiç kimse banka sahiplerini hırsızlıkla suçlamıyor. Bunlar üzerine çalışıyorum. Belki Türkiye’ye yeni bir bankacılık sistemi getirebilirim.



‘ERGENEKON DAVASINDAN BİR ŞEY ÇIKMAZ’



Çıkış yolu olarak ne görüyorsunuz? Şu anki soruşturmanın Türkiye’nin bu anlamda demokratikleşmesine herhangi bir faydası olacak mı?

Ben Ergenekon konusunda bir şey söyleyemem bu sadece bir operasyondur ve sonuçlarının nereye gideceğini ben bilemem. Dosyalar savcının ve mahkemenin elinde ve ben televizyona ilk çıktığımda bu işten bir şey çıkmayacağını söyledim. Ve hakikaten de çıkmıyor ve çıkmayacak emekliler, kıraathanesiyle uğraşıyorlar.Dediğiniz gibi medya size kilitlendi ve gecen sene bir anda şöhret oldunuz. Kendinizi bu anlamda nasıl hissediyorsunuz?Ben zaten politik arenada ve Türkiye’deki güç dengeleri arasında şöhrettim. Sadece halk beni tanımıyordu. Bir anda perde açıldı ve halka servis yapılmaya başlandım. Fakat bütün televizyon programlarımda siyasi danışmanım ve avukatımın fikirleri ile devrik cümleler kurarak konuşma yaptım. Her konuda hazırlıklı bir şekilde cevap verdim. Tv programlarında konuları kilitledim. Sahneye ve karşıma çıkan gazeteciler bir takım maddelere takıldılar. İstediğimiz buydu. Satrançta olduğu gibi şah- mat idi. Ve mat oldular. Bugün dahi gazeteciler perde arkasında nelerin döndüğünü bilmiyorlar. Ben ise onlardan 10 adım ilerdeyim. Tv’de oyunu biz kurduk ve biz bozduk.


‘OSCAR’LIK BİR AKTÖR GİBİYİM’


Rahat tavrınız zaten özellikle göze çarpıyor. Peki, gerçekten bir korkunuz yok mu?


Korku hatanın başlangıcıdır. Ben takdir edilecek ya başarılı biriyim ya da Oscar’lık bir aktör. Zincirleme kaza istiyorsan, otoyolda aniden frene basacaksın sen yoluna devam ettiğinde arkada birbirine girmeyen kalmayacak. Konu Tuncay Güney olunca zincirleme kaza ile oltaya düşenler var. Fakat beni tanımadan yargısız infaz yapanlar var. Hakkımda hiç bir şey bilmiyorlar. Artık Türkiye’nin bağrından kopmuş 28 yaşındaki bir genç yok. Yılanların çıyanların ve tehlikelerin arasından sıyrılan bir Tuncay var. Gözlerim acildi ve gerçeği görüyorum. Dünya siyasetinde- Dinde –İdeolojide gerçeği görmek önemli. Tv’de gazete röportajlarımda çok rahatım. Korkularım yok. Hakkımda yazabilecekleri her şeyi yazdılar. Ben ne yazabileceklerini biliyordum. Artık yazabilecekleri yeni bir şey yok. Buraya kadar gelebildiler, buradan ilerisine gidemeyecekler. Ellerinde dosyam yok. O kadar eminin ki benim şifremi çözemeyecekler.

‘TÜRKİYE’DE İKİ PARTİ VAR’

Şu sıralar gündemde en çok yerel seçimler konuşuluyor. Türkiye’de olsaydınız siz kime oy verirdiniz?

Kanada gibi ülkelerde seçim var mı yok mu bunu bile anlamıyoruz. Etrafta ne secim sloganları, ne bayraklar, kim milletvekiliymiş kim yardımcısıymış kimseyi tanımıyorsun burada. Ama Türkiye’de herkesi bilirsin. Her kafadan ayrı ses çıkıyor. Aslında aynı sesler. Türkiye’de kimliği olan iki parti var. AKP ve DTP, diğer partiler beş aşağı, bas yukarı sistemin balans ayarı yapan emir komuta partileri. Gerçek şu ki Börtü böceği, beygiri, kurdu, kuşu, atı, iti, oku desteklemiyorum.

Mart 2009 - 127. Sayı

Dosya: Bu Fener’den En Az Bir Ergenekon Çıkar!

Deniz Feneri davasını Almanya'da birebir takip eden, mahkeme tutanaklarını ve dosyalarını inceleyen gazeteci Vedat Ali Aydın ve Ali Gülen'in ''AKP'nin Feneri Böyle Söndü" adlı kitabı Cadde Yayınlar'ından çıktı. İkinci Deniz Feneri kitabının hazırlığında olan gazeteciler, yeniHarman'a konuştu.



Röportajdan bir bölüm:

- Yüzyılın iyilik hareketi en çok kimlere iyilik etti? Kimlere kötülük etti?


Deniz Feneri, Türkiye'de ve Avrupa'da ''Yüzyılın İyilik Hareketi'' diye lanse edildi. Sonra bir bakıldı ki, yüzyılın pompa hareketiymiş. Paralar hep bir kesime pompalandı. Dahası Viyana'da imam hatipli çocuklar okutuldu. Ünlü İslamcıların çocuklarıydı bunlar. Okutulup okutulup Türkiye'ye gönderiliyordu. Fakir fukaraya verileceği iddiasıyla Deniz Feneri'ne toplanan yardımlarla İtalya-Çeşme seferi için gemi aldılar. Bir milyon 115 bin Euro'luk gemiye Vakıfbank-Frankfurt bir milyon 700 bin Euro kredi verdi. Bu kredinin faizleri ve taksitleri, Deniz Feneri'ne gelen yardımlardan ödendi, halen de ödeniyordur belki de. Artan para ise, bir ay önce görev alanını değiştiren Zekeriya Karaman'ın oğlunun şirketine aktarıldı. 400 bin Euro'luk bu para, şirketin sermaye artımında kullanıldı. Ardından, bir de baktık ki, aynı tarihlerde 500 bin ABD Doları, bir ''gemicik''e peşinat olmuş. Parayı takip eden savcılar, mutlaka bu trafiği bulur. Vatandaşın gönderdiği yardım paralarının çok büyük bir miktarı ise KANAL 7'cilere elden getirilip verildi. Hatta KANAL 7'nin başındaki bir kişi ile üst düzey bir görevlimiz para kuryeliği bile yaptı.


- Sizce Deniz Feneri Dernegi'nin işlevi neydi?

Yanıtını ben vermeyeyim. Alman yargısının vardığı sonucu söyleyeyim sadece: “Belirli bir siyasi amaca hizmet için para toplama ve bu siyasi amaca hizmet için harcama.”

- Yardımların hiçbirinin yerine ulaşmadığı ileri sürülüyor. Peki bu doğruysa, Deniz Feneri Programı'nda, ekranlarda izlediğimiz o aileler kim, şimdi neredeler?

Bakın, Almanya'da süren yargılamada bir şey ortaya çıktı. O da şudur: Deniz Fenerci'lerin yardım yapacak tek bir personeli bile yoktu. Kamera ekipleri, görüntü alabilmek için bir şeyleri yanlarında götürüyor ve orada işlerini bitiriyordu. Bir Alman savcısı sadece Almanya'dan toplanan paranın150 milyon Euro olduğunu belirtiyor. Bu para güzel bir şekilde bölüşülmüş. Görüntüler ise göz boyamak için Sudan'da kesilen üç koyun, Malezya'da yapılan bir iki kutu yardım olarak gösterilmiş. Dikkat edin, yardım yapıldığı iddia edilen yerler, normal yargı sisteminin uzanamayacağı yerlerdir. Türkiye'de yardım yapılması ise bir komedi. Yardım yapıldığı gösterilenlerden biri, bir Deniz Fenerci'nin babası, birisi yine tek kalem yardım almayan muhtarlık. Almanya'daki baskınlarda çok sayıda sahte makbuz bulunmuştu zaten. Dolu olanların tümünün de aynı kalemle ve aynı tarihte doldurulduğu saptanmıştı. Yardım yapılanlar çakma, makbuzlar çakma, yardımlar çakma... Daha ne olsun? Sadece Almanya'da en az 21 bin mağdur olduğu söyleniyor. Peki, bu insanlar nerede? Her yerde. Almanya'nın her köşesinde oturan insanlar Deniz Feneri'ne fakir fukaraya, garip gurebaya yardım yapılması için para göndermiş. Sonra öğrendiler ki, meğerse para Deniz Fenerci'lerin kursağına gitmiş. Onların ve destekledikleri görüşün kursagına gitti paralar. O yardımseverlerin birçoğu ''haram olsun'' deyip işin peşini bıraktı. Az bir kısmı ise dava açıyor paralarını almak için. Çünkü bazıları yardım işini otomatiğe bağlamıştı ve her ay otomatik ödeme talimatıyla Deniz Feneri'ne para gönderiyordu. Belki bu işlemi iptal ettirmeyenler hala da gönderiyordur.

-Kitap yapma fikri nasıl oluştu? Kitabın kapağındaki fotoğrafa dair, Deniz Feneri sunucusu Uğur Arslan'ın itirazı oldu. Fotoğrafın Kütahya'daki şiir gününün ardından hayranlarıyla çektirdiği bir fotoğraf olduğunu söyledi. Arslan'ın itirazını nasıl karşılıyorsunuz?

Kitap yazma fikri, Deniz Feneri e.V duruşmalarını izlerken oluştu. Orada açıklananlar bizim için de şoktu. İnsanların bu kadar pervasız ve bu kadar utanmazca bir toplumu soyabileceğini ilk kez orada gördük. Duruşma notlarını almak, iki dilli gazeteciler olan bizler için zor değildi. Ardından belgelere ulaştık. Uğur Arslan, Deniz Feneri'nin görüntüdeki yüzüdür. İnsanların dolandırıldığı sistemde, bile bile insanlardan para toplanması için reklam yapmıştır. Ayrıca orada pek de hayranlarıyla hatıra fotoğrafı çektirmiş gibi durmuyor, bir elinde puro, masada rakılar... Hayranlarından öte, kendisinin görüntüsü önemli. Kendisi 4 yıl Deniz Feneri'nin başkanıydı, orada neler döndüğünü iyi bilir. Bir hukukçu olarak görüşümü söyleyeyim: elleri hiç de temiz degildir. Ve ceza hukuku açısından çok sayıda yaptırımla karşı karşıya kalabilir. Son bir şey daha söyleyeyim; şimdi Ankara'nın istemediği ve çok ünlü kişilere kadar uzandığını bildiğimiz ikinci Deniz Feneri Dosyası'nın kitabını yazmaya hazırlanıyoruz. Oradaki belge sayısı, birinciden de çok...

----------------------------------------------------------------
yeniHarman'ın Mart sayısında:

Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu: Bir Gecede 50.000 Aileyi İşsiz Bırakan Kimsesizlerin Kimi Tayyip Erdoğan!
[ Röportaj: Başar Başaran ]

Barbie: Pop Jenerasyonun Annesi – 50 yıllık Taş Bebek
[ Mesud Ata ]

İsrail Terör Örgütleri
[ Özgür Atak ]

Kapitalizmin Armageddon'u
[ Gürkan Haydar Kılıçarslan ]

Seferî Millet: Çingeneler ve Bir Başkaldırı Destanı: Flamenko
[ Ezgi Aksoy ]

Toplumsal İdealizmin Sonu “Issız İnsanlar” Ülkesi
[ Oktay Taftalı ]

İsrail’in Kanla İmtihanı: Beşir’le Vals
[ Eser Kaya ]

Sanal alemin sert ve absürd mizahıyla en cins sitesi: Theuzunessek.com

Şubat 2009 - 126. Sayı



İnsani Yardım Vakfı ve İsrailli Anarşistler Filistin’de neler yapıyor?
Yalçın Küçük, Atilla Olgaç ile Kıbrıs'ta aynı bölükte miydi?
Çakal Carlos ve İBDA-C’nin ne alakası var? Laz Marks tiyatro sahnesinde ne arıyor? Zileli Deli Cemal’e, Ahmet Abi’ye, Şarapçı Orhan’a kim, niye kucak açıyor?













Tuncay Akgün ile Tartışma [ Yalçın Küçük ]

Mihri Belli: Biz bu numaraya ortak olmayız [ Röp: Semih Karayel ]

Dayan Filistin! [ Mesud Ata ]

Adsız-gölgesiz “öteki” çocuklar Latin Amerika’nın Sokak Çocukları [ Ezgi Aksoy ]

Marcos: Filistin halkı da direnecek ve yaşayacak

Âmâ Hollanda [ Levent Yaşar ]

BARAN dergisi Yayın Yönetmeni Ali Osman Zor:‘Çakal’ Carlos’un İBDA’yla alakası yokmuş gibi davranılıyor [ Röp. Mesud Ata ]

Alev Alatlı: Obama sakın hindistan cevizi olmasın
[ Röp. Başar Başaran ]

Bir İnternet Fenomeni: Alkışlarlayaşıyorum.com [ Eser Kaya ]

Medyada yüz tutulması [ Oktay Taftalı ]

Yetenekli Bay Egemen Bağış [ Başar Başaran ]

Laz Marks: Karadeniz sadece itun, kopuğun memleketu değuldur [Röp. Ali Ersin Kelleci ]

Sahneye girmesi gereken yeri ayarlayamayan bir palyaço: KANAT GÜNER [ Bülent Karaköse ]

Kutlu Esendemir'e selam


"yeniHarman denince akla Kutlu Esendemir gelir. Sıkı arkadaşım, kardeşim olan Kutlu, Harman'dan ayrıldı. Boşluğu dolacak gibi değil... Onu size uzun uzun anlatmama gerek yok. Kutlu'yla ilgili arkadaşım, kardeşim olmasından öte ilk tanıdığım günden beri onun için düşündüğüm şeyi sizle, hadi onla da paylaşayım. Kutlu, Kaf Dağı'nın arkasındaki ejderhanın başındaki tüyü kopartıp getirecek kadar yetenekli bir gazetecidir. Başarılar diliyoruz o'na."


-Tuncay Akgün'01, 2009

"yeniHarman gibiler"


"[...] yeniHarman, alternatif dergicilik alanına giriyor. Burada yoğun emeğin yanında profesyonel şartlardan çok gönüllülük esastır. YeniHarman'ı kurarken yol arkadaşlarıma hedefimizi "bir iz bırakmak", "hoş bir seda gibi anılmak" olarak tarif etmiştim. Buradaki tarif, sürekliliği hedefleyen değil sonlanmayı bir ön kabul olarak ortaya koyuyor. Çünkü, diye eklemiştim; çıkardığımız derginin ömrü, yorulana kadar olacaktır. Bu süre 3 ay, 1 yıl, 5 yıl, 10 yıl olabilir... Şu anda 6 yılı geride bırakmışız. 100. sayıyı kutladık geçtiğimiz yıllarda.

Artık kemik bir okurumuz var. Profesyonel yayınların bizden kat kat fazla olanaklarına karşın. çok daha etkili işler yapmışız, dosyalar açmışız, çok sıkı yazılar yayınlamışız. yeniHarman'a mülakat veren hemen herkesin hayatında, daha mülakatlarının ertesinde önemli değişiklikler olmuş. (İnanmayan tek tek bakabilir) Mülakat verenler de kendi durumlarından önce, yeniHarman'dan sonra şeklinde bakabilir.

yeniHarman, kendisine konuşanın içini açmış, kalbini açmış. Bu dergiye emek verenler, verdikleri emeği sevmişler. Bu kimya gönüllülüğün ve dergide bir araya gelen yazarların oluşturduğu ruh birliğinin yarattığı saflıktan oluşuyor. Dergi haftalık çıkarken, üç-dört gün her hafta dergide arkadaşlarla sabahlıyordum. evde 3 yaşındaki çocuğumu göremiyor, yorgunluktan ölüyordum. Beş kuruş kazanamadığım gibi, cepten yiyordum. Arkadaşlar bu böyle olmayacak burada masalarda kalacağız, şunu 15 günlük yapalım, dedim. Herkes aynı durumda olduğu için fazla itiraz eden olmadı. 15 günlük periyotta da pestilimiz çıktığı için sonunda işi aylığa çevirdik. Bundan sonra yılda bire çevirirsek kimse şaşırmasın. Şaka şaka...

Yani bizim ki krizden falan değil yorgunluktan böyle oldu. sonumuz da yorgunluktan olacaktır. Ama inanın tatlı bir yorgunluk olacak bu. Yorgunluktan biten dergiler, İletişim'in “Yeni Gündem”i, Tuğrul Eryılmaz'ın “Sokak”ı, eski “Express”, bizim “Öküz”, “Kaçak Yayın”...

Hepsi tatlı bir anıdır. Şimdi bizim RED de, yeniHarman da yorulana kadar gidecek işte..."

Tuncay Akgün
yeniHarman, sayı: 125